|

|
|
|
|
Nerede Bitti
?
SON AŞK VE SON BAKIŞ
Genç kız, yaşamın tüm yükünü yüklenip gelmişti buraya. Burası sanal
alemdi ve burada çoğunlukla gerçekten uzaklaştığınız ölçüde insan
oluyordunuz.
Genç kızın altın sarısı ince telli saçları vardı. Gözleri en az bir
baykuşunki kadar etkileyiciydi. Ve elleri... Elleri doğmamış bebeklerinki
kadar dokunulmamıştı.
Herhangi bir erkek onunla sanal dünyada değil de, gerçekte karşılaşsaydı ya
onun cazibesinden korunmak için, ya da onu kendine bağışlaması için Tanrı'ya
dua ederdi.
Genç kızsa omzuna yüreğini, umutlarını ve hepsinden önemlisi aşkını
yüklenmişti sanki. Sanki omzundaki yükten bihaberdi ve kendisini bekleyen
olasıklardan korkuyordu. Öyle ya, insan gerçeklerden değil, olasılıklardan
korkardı.
Yazmaya başladı. İlk günden beri kendini o dünyaya dahil etmişti genç kız.
Duygulanımları, heyecanları, acıları, üzüntüleri, yaşamı hemen herşeyi
oradaydı artık. Kendi yaşamını başkalarının yaşamıyla tokuşturuyordu orada.
"Benim yaşamım seninkini döver." Zaten yaşamak, birbirimizin yaşamlarını
çarpıştırmaktan ibaret değil miydi? Ama kavgacı değildi genç kız ve yaşam
tokuşturmayı da bilmiyordu. Zaten bu yüzden yenilmeye yargılıydı ya.
.
Nazlı, yaşamın acımasızlığını bütün unsurlarıyla tatmış biriydi. Umutları
vardı onun ve o umutlar masmaviydi. Sevgiyi seviyordu Nazlı. Belki de
bilmediği zamana ve mekana ve kişiye aşıktı. Aşka aşıktı Nazlı... Ahhh!
Tanrı, meleklerini, onun aşkını korumak üzere seferber etsin. Amin...
Ve birgün, hiç ummadığı anda yaşamını çarpıştırdığı sanal alemde yara aldı
Nazlı... Aşık olmuştu hiç görmediği, hatta sesini duymadığı birine ve artık
yaşamını çarpıştırmak için değil, aşkını sevdiğiyle çarpıştırmak için
yazacaktı.
Her gün, her gece geçiyordu computerin başına... Yazıyordu bıkmadan,
usanmadan. Kadife yumuşaklığındaki parmaklarıyla yazıyordu. Ve o
parmaklarında derman kalmamacasına yazıyordu.
Aşkını yazıyordu. Karşılık gören aşkını. Aşk zaten karşılıklı değil midir?
"Seni seviyorum" diyordu karşıdaki parmaklar...
İnanıp inanmamak sizin elinizdeydi. Ama öyle söylüyordu işte. Seviyorum
diyordu karşıdaki... Seviyorum, seviyorum, seviyorum...
Nazlı da seviyordu. Öylesine seviyordu. Betimlenemezcesine... Aşkı
hissetseniz bile nasıl betimleyebilirsiniz ki?
Belki ve hatta daha büyük bir olasılıkla sıcacık kelimelerdi karşılıklı
olarak sevilen. Evet, evet öyleydi. İnsan nasıl severdi görmediği yüzü,
duymadığı sesi, içine çekmediği kokuyu...
Ama seviyorum diyorlardı. Seviyorum diyene inanmalısınız. Dünyada en şanslı
insanlar sevebilen ve bunu dillendirebilen insanlardır. Nazlı ve seveni
şanslıydı.
Yine yazışıyorlardı birgün. Ilık sevgi sözcükleri o hattan o hata gidip
geliyordu yine. Yine umutlardı konuşan, aslında çok istenip de yapılamayan
şeylerdi. Görüşme ümidiydi. Sarılma ümidiydi. Dokunmaktı istenilen. Sevgi
dokunmak değil miydi zaten? Ve hatta bir beden olmaktı. İki beden, bir beden
olursa bir başka küçük beden çıkardı ortaya.
Ama olumsuz etkenler vardı. Birleşimi engelleyen. Olmuyordu olmayacaktı.
Zaten erişelemeyen değil miydi güzel olan... Ilık sözcüklerin yerini soğuk
sinir kelimeleri almıştı giderek. Konuşmaya dayalı iletişimi doğuran
yazışma, yine onu yokeden faktör oluyordu.
Nazlı'nın elleri yine kadifeydi. Yumuşacaktı o eller, sımsıcaktı ve
aydınlıktı. Belki karşıdaki eller de sıcak, ya da en azından soğuk değildi.
Ve onlar da aydınlıktı
Karanlık olan yaşamdı.
Karanlık olan Aşktı.
Aşk aşktı işte gerçeğiyle sanalıyla
Ve nerden bakarsanız bakın karanlıktı.
Karanlığa yazdı Nazlı. Ve yazdı ve yazdı ve yazdı. Hala korkuyordu
olasılıklardan. Çünkü gerçeğe dönüşmemişti karanlık. Sonra gerçek geldi.
Gerçek karanlık... Ve Nazlı'nın parmaklarının üzerine siyah, simsiyah bir
perde gibi örtüldü.
Bir kapandı bir açıldı perde. Aydınlık kelimeler bile yetmiyordu
karanlıkları bertaraf etmeye. Çünkü kelimeler değildi gerçek olan. Kelimeler
gerçeği, gerçek hisleri anlatamazdı.
Yavaş yavaş çöktü karanlık. Önce ellerini tamamen örttü Nazlı'nın.
Sonra kollarını ve bacaklarını ve sonra gövdesini... Ardından sarı
-sapsarı- saçlarını...
Artık hiç kimse ve hiçbirşey yoktu karanlıktan başka. Sadece Nazlı'nın
parlak gözlerinin ölgün ışığı vardı karanlığa karışan.
Nazlı parlak gözleriyle gökyüzüne baktı
Son bakıştı bu
Ve Nazlı bunun gözyüzünü son görüşü olduğuna yemin edebilirdi.
Karanlıktı gökyüzü.
İnce ruhu şahlandı.
Karanlıklara doğru yola koyuldu usul usul
Neden sonra büsbütün gözden kayboldu.
Alıntı
Güller ve Siirler
|